30 Mayıs 2012 Çarşamba

Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’nun açıklaması:


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programının uygulanmasına ilişkin 2012 Uluslararası Parlamenterler Konferansı’nın kapanış konuşmasında “Sezaryen ile doğuma karşıyım. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum” ifadesi ile ilgili Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’nun açıklaması:



KADINLAR DEVLETE DEĞİL, KENDİLERİNE AİTTİR
KÜRTAJ HAKKI KADINLARIN YAŞAM HAKKIDIR!


AKP’nin kadın düşmanlığı politikalarının son göstergesi, kürtaj hakkının budanması girişimi olarak somutlandı.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı'nın uygulanmasına ilişkin 2012 Uluslararası Parlamenterler Konferansı kapanış oturumunda yaptığı konuşmada “Sezaryenle doğuma karşıyım. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum” dedi. Bununla da yetinmeyerek, “Sezeryan ve kürtaja karşıyım. Bunu söylediğimde bana karşı çıkan basın mensupları, yatıyorsunuz kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz! Ben de diyorum ki, her kürtaj bir Uludere’dir!” diye buyurdu.


Kadınların kaç çocuk doğuracaklarını, nasıl doğuracaklarını belirlemeye kadar varmış olan baskılar, kadın mücadelesinin tüm kazanımlarına uzanacak gibi görünmektedir. Bu açıklama; “en az üç çocuk doğurun, o da yetmez beş çocuk” çağrısıyla kadınları eve kapatmaya yönelik dayatmanın, gerekirse kürtaj yasağı ile ve zor yoluyla uygulanmak istediğinin de göstergesidir.


Failleri hala bulunmamış olan Uludere ile kürtaj arasında benzerlik kurulması, hem Uludere’de yakınlarını kaybetmiş olanların üzüntüsüne aldırmamak, hem de hedef saptırmak anlamını taşımaktadır. Bu iki durum arasında fark görememek mümkün değildir.


Kadınlarla erkeklerin eşit olmadığına inanan, bunu her fırsatta dile getiren iktidarın amacı, kadınları aile içinde ikincil konuma hapsetmek, sermayeye ucuz, güvencesiz işgücü oluşturmak, boğaz tokluğuna çalışacak binlerce işsiz yaratmaktır. Gereğinde savaşa sürülecek askerler olarak hazırlanacak işsizler ordusunun iyi bir eğitim sistemine ihtiyacı olmayacağı, eğitim sistemindeki değişikliklerle ortaya konmuştur.


Tüm dünyada nüfus politikaları ataerkil kapitalist sistemin ihtiyaçlarına uygun biçimde kadın bedenleri üzerinden, kadın cinselliği ve doğurganlığı denetlenerek sürdürülür. Tarih boyunca erkek egemenliğinin tahakküm nesnesi kadın bedeni olmuştur. Kadınların doğurganlıklarını kontrol altına almak, ailede her zaman cinsiyetçi iş bölümü, hiyerarşi ve baskıyı gerekli kılmıştır. Kadınların ev içinde harcadıkları karşılıksız emek, hem erkek egemenliği, hem sermaye açısından gerekli olduğu kadar, doğurganlıklarının kontrolü de nüfus politikalarının vazgeçilmez aracıdır. Nüfusu azaltma veya arttırma politikaları kürtajın yasal olması ya da kısıtlanması politikalarıyla paralellik taşımaktadır.
Uluslararası hukukta tanınmış tüm haklar, kişinin tam ve sağlıklı olarak dünyaya gelmesi ile başlar. Kadınların kendi varlıklarını koruma ve özgürce sürdürme hakkı, potansiyel (henüz oluşmamış) haklara göre daha üstündür.
Kürtaj hakkı; kadınların kendi bedenleri ve doğurganlıkları üzerinde söz sahibi olmasının ayrılmaz bir parçasıdır.


Gebelikte ve doğumda bedensel riskleri üstlenenler, doğumla birlikte hayatları sonsuza dek değişecek olan kadınlardır. Hamileliğin bedenlerinde sürmesi bir yana, çocuk bakımı da cinsiyetçi iş bölümü gereği karşılıksız bir görev olarak kadınlara verilmiş durumdadır.


Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlığın bir hak olmaktan çıkarılıp ücret karşılığı elde edildiği, bireysel bir sorumluluğa dönüştürüldüğü ülkemizde, kadınların sağlık, iş, barınma güvencelerinin yetersizliğini görmezden gelerek kürtaj hakkına kısıtlama getirilmesi hem kadınların, hem bebeğin sağlığını ve geleceğini ataerkil kapitalizmin çıkarları için feda etmek demektir.


Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yapılan düzenlemeler, kadınların gebeliği önleme hizmetlerine ulaşmasını ve kürtaj hakkından yararlanmasını güçleştirmektedir. Daha önce bu hizmetlerin verildiği AÇSAP (Aile ve Çocuk Sağlığı Poliklinikleri) ve TSM (Toplum Sağlığı Merkezleri) sayıca azaltılmıştır. Sağlığın ticarileştirilmesi sonucu hastanelerdeki aile planlaması hizmetleri ücretli hale getirilmiştir. Birçok devlet hastanesi ve hatta özel hastanede “isteğe bağlı kürtaj” yasal olduğu halde yapılmamaktadır.


Kürtajın yasal süresi, pek çok ülkede 12 hafta iken Türkiye’de 10 haftadır. Ne var ki, sağlık kuruluşları fiili olarak kürtajı sekiz haftaya kadar yapmakta ve yasal hak açıkça devletin sağlık hizmetleri kanalı ile ihlal edilmektedir. Uzun süredir fiilen yürürlükte olan kürtaj hakkı gaspının, önümüzdeki süreçte bir yasaklamaya dönüşmesinden endişe duymaktayız.


Sezaryen ise bir doğum yöntemidir. Doğumun ne yolla yapılacağı annenin ve çocuğun sağlığı göz önünde tutularak planlanır. Bu konuda devletin müdahalesi abesle iştigaldir. Başbakanın değerlendirmesi ise bilimsel olmaktan uzaktır.


Bugün dünyada her yıl yaklaşık 46 milyon kürtaj yapıldığı, bunun yarısının yasal olamayan kürtajlar olduğunu, bunların üçte ikisinin ise uygun olmayan koşullarda yapıldığını biliyoruz. Gebeliğe bağlı ölüm oranlarında güvensiz koşullarda yapılan kürtajın etkisi ilk sıradadır.
Suç olan kürtaj değil, kadınların hayatlarını riske atacak tehlikelere zorlamaktır.


Kürtaja sınırlama getirmek, erkek egemenliğinin, AKP’nin muhafazakar politikaları yoluyla ev içinde kadın emeği üzerindeki baskıları arttıracağını, kadınların emeklerine el konmasının yanında, bedenlerine de el konarak kadın düşmanlığını katmerlendireceğini göstermektedir.
Kürtaj hakkı erkeğin /devletin kadın bedeni üzerindeki vesayetinin kaldırılması hakkıdır.


Doğum kontrol yöntemleri pahalıdır, ucuz yöntemler ise, kadınların sağlık hakkını ve yaşama hakkını riske atmaktadır. Bu nedenle, daha yüksek standartlarda doğum kontrol yöntemlerine tüm kadınların ücretsiz ve kolay erişimi sağlanmalıdır.


Kürtajın yasal bir hak, bir seçim özgürlüğü olarak savunulması kadar, sosyal bir hak olarak savunulması da yaşamsaldır. Çünkü kadınlar için özgür, ücretsiz, ulaşılabilir, yasal bir kürtaj hakkı aynı zamanda yaşam hakkıdır. Kadınlar devlete değil, kendilerine aittir!


TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
KADIN HEKİMLİK VE KADIN SAĞLIĞI KOLU




17 Mayıs 2012 Perşembe

Tüp Bebek Tedavisinde Beslenme

Normal yollardan bebek sahibi olamadıysanız ve tedaviye karar vermişseniz, öncelikle tedavinin sadece ilaçlardan ibaret olmadığını bilmelisiniz. Tüp bebek tedavisi gören çiftlerin öncelikle beslenme ve yaşam şartlarında belli değişiklikler yapması gerekmektedir. Tüp bebek tedavisinde başarı şansının artması için erkeklerden daha fazla kadınların beslenme şekillerinde ciddi değişiklik yapması gerekir.Kilo fazlalığı veya azlığı gibi faktörler hem normal gebeliği hem tüp bebek tedavisinin başarı şansını büyük oranda etkiler. Beslenme şekli tedavi gören çiftlerin durumuna göre ufak tefek farklılıklar gösterebilir ama genel çerçeve aynıdır. Peki tüp bebek tedavisi esnasında  beslenmemize nasıl dikkat etmeliyiz;

  • Tüp Bebek tedavisi olmaya karar vermişseniz ilk yapacağınız şey sigara içiyorsanız bırakmaktır.Sadece bırakmakla kalmayıp içilen ortamlarda bulunmamaya gayret edin.
  •  Sağlıklı bir gebelik için öncelikle ideal bir kiloda olmanız gerekir çok kilolu veya çok zayıfsanız başarı şansı oldukça düşer.
  • Protein ,mineral ve omega3 bakımından en zengin olan besin balıktır. haftada en az üç kez balık yemek başarı şansınıza katkıda bulunur.
  • Su,su,su, tedavi öncesi ve sonrası mutlaka günde ortalama  2- 3 litre su içmelisiniz.Yalnız su tüketimini sadece su içerek yapmalısınız.Yapılan en büyük hata suyu başka sıvılar ile almaya çalışmaktır.Çay veya meyve suyu gibi sıvılar, içilen suyun yerine geçmez.
  • Günlük tükettiğimiz sebzeleri çiğ yemek yerine mutlaka haşlayarak yemelisiniz ayrıca yağda kızartılmış gıdalar yerine yine haşlanmış gıdalar yemeye özen göstermelisiniz.
  • C vitamini bakımından zengin besinler tüketmek vücudun direncini artıracaktır. Bu yüzden c vitamini bulunan meyve ve sebzeleri mutlaka günlük tüketin.Kivi,portakal,limon,yeşil biber,greyfurt c vitamini bakımından oldukça yüksek besinlerdir.
  • Nohut,fasulye,barbunya gibi kuru baklagilleri haftada üç gün yemeye çalışın
  • Fındık ve badem,zengin  potasyum içeren besinlerdir.Günlük belli bir miktar ,mesela 10-12 kadar yemenizi öneririm.Ama fazla tüketimi fayfa sağlamaz ölçülü olmanızda yarar var.
  • Folik asit almak gebelik öncesi ve esnasında oldukça önemlidir.Folik asit kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur ve gebelik şansını oldukça artırır.
  • Eğer yapabiliyorsanız günde 45 dakika tempolu bir şekilde yürüyüş yapın.Yapamıyorsanız haftada üç kez yürümeye gayret edin.
  • Kafein den uzak durun.Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek yemeye çalışın.Süt yoğurt gibi kalsiyum ve protein bakımından zengin besinleri tüketin.Eğer imkanınız varsa yoğurdunuzu evinizde  yapmanız en sağlıklısıdır.
Tedaviye başladığınızda hekiminiz ,sağlık durumunuza ve önceki hikayenize bakarak bir diyet programı verecektir.Hekiminizin verdiği tavsiyelere uymanız , sağlıklı bir gebeliğe doğru gitmenizdeki en sağlam adımdır.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Gebe kalma şansınızı artırın !


Sağlıklı yiyin
Dengeli bir diyet vücudunuzun gebe kalabilmek ve bir bebeği besleyebilmek için yeterince sağlıklı  olmasını garantiye alır.
Sağlıklı bir diyet ayrıca sperm sayısını uygun düzeylerde tutmaya yardımcı olur. Normalden az yada normalden fazla kilolu olmanız gebe kalma şansınızı düşürür, bu nedenle diyetinizde uygun değişiklikleri yapmak yine şansınızı arttırmaya yardımcı olur. Ayrıca bebek sahibi olmak isteyen hanımların bebeklerinde spina bifida gibi durumların gelişmesini önlemek için günde 400 mg folik asit almaları önerilmektedir.
Düzenli Egzersiz Yapın 
Günde yaklaşık otuz dakika düzenli, orta derece egzersiz sağlığımızı ve kilomuzu uygun sınırlarda tutar. Ayrıca vücudun “mutluluk hormonları” olan endorfin düzeylerini arttırır buda stresi azaltır. Bazı hastalar gevşeme teknikleri veya destek tedavilerinin gevşemelerine yardımcı olduğunu ifade etmektedirler.
Alkol Alımına Dikkat Edin
Alkol hem doğurganlığı hem de sperm kalitesini olumsuz yönde etkilerken kilo problemlerine de neden olur. Bu nedenle alkol alımını sorumlu düzeylerde tutmaya çalışmanızda yarar vardır, bu düzey kadınlar için günde iki-üç ünite, erkekler için üç-dört ünitedir.
Ayrıca fazlaca alkol alınan günlerden sonra birkaç gün hiç alkol almamak önerilir.
 İlaçlar
Bazı reçeteli ilaçlar gebe kalma şansınızı azaltır. Bu nedenle gebe kalmaya çalıştığınız dönemde doktorunuzla ilaç dışı alternatiflerinizin olup olamayacağını konuşunuz. İllegal ilaçlar hiçbir şekilde kullanılmamalıdır.
 Sigarayı  Bırakın
Sigaranın kadınlarda gebe kalmada sorunlar ve erken menopozla, erkeklerde de sperm sorunlarıyla ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Yine erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebeklere neden olduğu gösterilmiştir.
Sigarayı bırakmak hem gebe kalma hem de sağlıklı bir bebek doğurma şansınızı  arttırır.

Tüp bebek tedavisi uygulanmadan önce hangi testler yapılıyor?


Tüp bebek tedavisine başlamadan önce kadınların hormonel durumunu gösteren ve böylece tüp bebek tedavisinin başlanmasında çok önemli bilgiler verecek olan hormonel tehtiklerin yapılması gereklidir. Bunlardan sonra belki de rahim içerisinin düzgünlüğünü, tüplerde geçişin olup olmadığını yada tüplerin durumunu gösteren bilgiler elde edilerek tedavi edilebilirlik kolaylıkla ölçümlenebilmektedir.
Erkekler için ise spermiogram adı verilen tehtikle, spermlerin sayıları, canlılıkları, hareketlilikleri ve yapıları ile ilgili bilgileri edinmek mümkündür. Ayrıca hem erkek hem kadın için selolojik yani kan alınmasıyla yapılacak testler ile hastalık hakkında bir fikir edinilmesi mümkün olabilmektedir Böylece bu testlerden geçen hastalar  tüp bebek  tedavisi için ilaç kullanma aşamasına geçebilirler.
Tüp bebek tedavisi sırasında hangi ilaçlar kullanılıyor?
Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ilaçlar,  kloro topinler adını verdiğimiz beynimizden salgılanan hormonları taklit eden ilaçlar şeklindedir. Bu ilaçların en önemli özelliği, yumurtalıklar üzerine yaptıkları etki ile fazla sayıda folikül oluşmasını sağlamak ve tüp bebekte kullanılacak yumurta şansını artırmaktır. Bu amaçla kullanılan kloro topinlerin uygulama biçimi genellikle enjeksiyon şeklindedir.
Bir diğer tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaç türü ise, beynimizden salgılanan hormonları basgılamak amacı ile ve bu şekilde de hormonların tedavi sürecini etkilememesi amacı ile kullanılan hipofiz bezi adonisleridir. Bu ilaçlar kontrolün beyinden değil uygulayıcının elinde olmasını sağlamak amacı ile kullanılır.
Kullanılan ilaçların ardından tüp bebek te tedavi süreci başlıyor.
Tüp bebek tedavisi süreci nasıl işliyor?
Tüp bebek te tedavi süreci, hastaya tedavinin başlayacağına karar verilmesi ve hangi protokol uygulanacağının belirlenmesi ile başlar.  Bu aşamada belirlenecek protokole göre de zamanlama değişebilir. Öncelikle aktif tedavi dönemi dediğimiz adetin 2. yada 3. günü başlayan aktif tedavi döneminden önce başlayan protokollerde 10 gün önceden yapılan ultrasonik değerlendirme de herhangi bir tedaviye engel durumun belirlenmemesi halinde tedavi başlar ve aktif tedavi dönemine kadar kullanılan iğnelerle devam eder.
Daha sonra aktif tedavi döneminde yaklaşık 8-12 gün süresince uygulanan donato tropin adı verilen ve yumurtalıkları uyaran iğneler vasıtası ile süreç devam eder. Bu zaman içerisinde  yumurtanın büyümesi gözlemlenir ve istenilen büyüklüğe geldiğinde, yumurta toplama planlanır. Planlanan yumurta toplamanın gerçekleştirilmesinden sonra aynı gün eşten alınan spermlerle yumurtaların birleşmesi laboratuvar ortamında sağlanır ve ertesi gün döllenip döllenmediği kontrol edilir. Döllenen yumurtalar embryo olarak adlandırılır. Bu embryolar laboratuvar ortamında izlenerek en sağlıklı olanlar alınır ve transfer işlemi denilen yöntemle anne rahim içerisine yerleştirilir. Bu aşamadan sonra 10-12 gün gebelik testine kadar başka bir işlem uygulanmaz.